Franz Kafka
Kafka Çek Alman asıllı bir ailenin altı çocuğundan biridir. Prag
da doğmuş büyümüştür. Baskıcı, sevgisiz ve güçlü bir baba ve çoğunlukla ezik
kalan hoşgörülü bir anne tarafından dünyaya gelen Kafka annesi ve babasının
dönemlerinde bir çok soylu aile gibi ticaretle uğraşıp evle zar zor ilgilenmesi
sebebiyle evdeki mürebbiye ve aşçılar tarafından büyütülmüştür. Kafka'nın
büyüdüğü çevre siyasi fikirleri ve yazılarına son derece etki etmiştir.
Sevgiden yoksun bir şekilde büyüyen yazar genç yaşında akciğerlerinden
hastalanması sebebiyle de sergin bir yaşam geçirip hiç bir zaman sevmediği
memuriyetliğinden de erken yaşta emekliye ayrılmak zorunda kalmıştır. Aile
hayatında bulamadığı bağlılığı ve sevgiyi umarsızca dışarıda aramıştır. Genelde
zor ilişkileri seçme nedeni de budur sanırım. Son 6 ayını Berlin de birlikte
yaşadığı Dora Diamant dışında mutluluğu yakalayamamıştır. Kafka yaşadığı dönemlerde yazılarına hiç
güvenmiyordu bu nedenle de genellikle yazılarını yok etmiştir. Kendi yaşadığı
sırada yayınlanmış 3-5 ederi ise onun tanınmasına yetmemiştir. Ancak kendisi
öldükten sonra aslında yakılmasını rica ettiği el yazmaları yayınlanmış ve
1950li yıllardan sonra hak ettiği üne kavuşmuştur.

Franz Kafka'nın iç psikolojisini, hastalığını ve aile
ilişkilerini en açık bir şekilde anlattığı kadına yazdığı mektuplardan
anlayabiliyoruz. Mektupları kendisinden bir hayli küçük Alman bir yazar olan
Milena'ya yazmıştır ve ölümünden sonra en yakın arkadaşı tarafından kitap
şeklinde "Milena'ya Mektuplar" ismiyle toparlanmıştır. Kitapta sadece
Kafka'nın yazdığı mektupları okuyabiliyoruz bunun nedeni ölmeden önce Kafka'nın
kendi yazdığı her şeyi mektuplarıyla birlikte yakmasıdır sanırım. Mektupların başından sonuna bir çeviri
teklifiyle başlayan ve gelişen aşk öyküsüne tanık oluyorsunuz. Aynı zamanda
Kafka'nın gel-gitlerine, hastalanmış ruhuna, yalnızlığına ve sevgiye olan
açlığına şahit oluyorsunuz. Oto biyografi olarak da düşünülebilecek eseri bir
insanın asında özel hayatına (sonuçta mektupları Kafka Milena dan başka
kimsenin okuyacağını bilmeyerek yazdı) müdahale olarak frakında olarak okumak
lazım. Düşünün ki sizin facebook mesajlarınınız ilerde kitap haline
getirilmiş :). Mektuplarda zaman zaman
kesik cümleler üstü karalanmış kelimeler dahi var. Açıkçası biraz fazla
etkilendiğim kitaplardandır benim çünkü Kafka cesaretsizliği ve
bastırılmışlığına bu mektuplarda çok net tanık olunuyor. Platonik olarak
başlayan çaresiz umutsuz bir aşkı gözlemliyorsunuz. Kitap haline getirilmiş
diğer mektupları ise bir başka aşık olduğu kadın Fellice ve babasınadır.

Kafka'nın en çarpıcı eseri aslında "Dönüşüm" bir
başka adıyla "Metamorfosis"dir.
Dönüşümde baş karakter Gregor Samsa evinin geçimini üstlenmiş bir memurdur.
Kitapta Gregor'un bir sabah uyanır ve kendini böceğe dönüşmüş halde bulur. Sonrasında ise sırasıyla Gregor işe
gidemeyeceğini anlar ve ailesinin geçimini sağlayamadığı için dışlanır çünkü
geçim masrafları artık babanın ve kardeşinin üstüne kalmıştır. Bu sırada
kitapta dikkat edilmesi gereken unsur böceğe dönüşen Gregor'un bir utanç
kaynağı olmasıdır hatta bu yüzden de dışarı dünyadan saklanıp üstüne kilitli
bir odada kendi kaderine bırakılır. Kafka psikolojisinin en net yansıtıldığı
kitaptır Dönüşüm. Kafka'nın üzerindeki baba figürünün önemli etkisiyle
geliştirdiği ezikliği, savunmasızlığı ve çaresizliği gözlemleniyor. Aslında bu
kitabın Kafka'nın kendi çirkinliğine yaptığı gönderme olduğunu söyleyenler de
var.

Dava benim Dönüşümden sonra okuduğum ikinci Kafka romanı. Dava
içerik olarak işlediği suçu bilmeden yargılanan yine bir memurun hikayesini
anlatıyor. Kaldığı pansiyonda iki adam tarafından uyandırılan Josef K.
bilinmeyen bir suç yüzünden tutuklanır. Tutuklandıktan sonra K. ne suç
işlediğini, suçlu olup olmadığını yada nasıl yargılanacağını bilmemektedir.
Tutukluluk süresince ilginç, aslında rüya gibi fantastik, bir mahkeme
tarafından yargılanır ve ölüm cezasına çaptırılarak bir gece taş ocağına
götürülerek öldürülür. Hikaye size bu şekilde anlatılırsa bir hak arama,
özgürlük arayışı gibi gelebilir fakat Kafka Davayı anlatırken kesinlikle K.'nın
ne suçu işlediğine değinmez, hatta hikaye boyunca bu duruma biraz gıcık
olursunuz. Yargılandığı mahkeme de normal bir bina yerine iç içe geçmiş
odacıklardan oluşur. Hikaye boyunca K. işlediği suçtan alacağı cezayı
hafifletmeye ve en uygun avukatla anlaşmaya çalışır. Bu sırada K. yı tutkulu
bir savunma yaparken göremezsiniz, bu Kafka'nın basık karakterinin bir
simgesidir aslında. Ölüm cezasından sonra apar topar alınıp götürülürken de
karşı koymayı düşünmez bile, sanki her nasılsa K.nın da ölmek istediğini
hissedersiniz.

Kafka'nın beni etkilediği üç kısa hikayesi de "Açlık Sanatçısı",
"Fare Josefine" ve "Ceza Kolonisi"dir. Bu üç öykünün bana
göre ortak yanı Kafka'nın insanları acı çekenler ve bunları izleyip zevk
alanlar şeklinde ikiye ayırmasıdır. Açlık sanatçısı olarak canlandırılan
karakter, kendisini meydan üzerinde bir kafese koydurarak belirli süre aç
kalmasını sergiler. Zamanında çok meşhur olur olan sanatçının ünü yavaş yavaş söner
ve en sonunda bir sirkte hayvanlarla birlikte sergilemeye başlar. Başarısızlığının
asıl nedenini kaçak yemek yemesinin düşünülmesine bağlayan sanatçı daha da uzun
aç kalabildiğini göstermek ister ve artık zayıflayan bedeni yanındaki
samanların arasında kaybolup gider. Fare Josefine de artık sesi eskisi kadar
beğenilmeyen bir sanatçıyı anlatır. Artık
kendisine olan ilgi azalmıştır ve Josefine'in sesi de beğenilmemektedir. Bu
şekilde yalnızlaşan fare de kendini kalabalığın arasında kaybeder. Ceza kolonisi
diğer hikayelere göre daha çarpıcıdır. İş seyahatine çıkmış bir adamın
hapishane tarzı bir kolonide cezası ne olduğu bilinmeyen yalnızca ağır veya
hafif suçlu olarak nitelendirilen mahkumların ilginç bir işkence makinesiyle öldürmelerini
izlemesini anlatır. İşkence makinesi en küçük detayına kadar büyük bir
hayranlıkla abartılarak anlatılır. Bu şekilde işkence gören mahkumların
ölümleri neredeyse zevkle aktarılır. Fakat Kafka sonlarına yakışacak şekilde
yine ne suç işlediği bilinmeden iş adamı da kendini bu aletle işkence çekerken
bulur.
Franz Kafka kitaplarını okumak insanı biraz güçten
düşürüyor, bu yüzden ben peş peşe okumamaya çalışıyorum açıkçası. Yine de benim
en değer verdiğim yazarların başında gelir kendisi. Henüz okuma fırsatı
bulamadığım iki büyük eseri de Şato ve Amerika da sırada bekliyor okunmak için.
Kafka üzerine söylenmiş ve söylenecek çok şey var doğrusu, yazdıklarım bazı
bilgiler dışında kendi görüşlerimi içeriyor. Kafka'yı eleştirmek ne haddime,
yanlış bir şey yazdıysam affola :)