Görmek

Körlük salgını
ardından 4 yıl sonrasında, ismi olmayan kentte seçim günü ile başlıyor Görmek.
Sabahtan başlayıp bir türlü dinmek bilmeyen yağmur ilk seçime katılımın neden
az olduğunu açıklar nitelikte fakat ikinci seçimde çıkan neredeyse yüzde seksen “beyaz
oy” a partiler bir sebep bulamaz önce. Daha sonra ise karasız seçmenlerini “başsız”,
“devletsiz” bırakıp, hadi bakalım ne haliniz varsa görün, birbirinizi yiyin
ancak kaos ortamında değerimizi anlarsınız demeçleri vererek terk ederler.
Ancak bu ayrılma, terk etme şeklinde değildir, aksine “olağan üstü durum”
ilanıdır, ülke karantina altına alınır ve giriş çıkışlar yasaklanır. Fakat
durum yetkililerin düşündüğü gibi olmaz, ülkede her şey eski düzeninde devam
etmektedir! Halkın attığı beyaz oyu başkaldırı bir isyan olarak gören devlet bu
durumu sabote etmekten geri kalmaz ve şu anda da karmaşadan kar çıkarma
tutumunu devlet ele alır. Devletin kendi otoritesi uğruna teröre sarılması
klasikleşmiş bir durumdur burada da. Üstelik beyaz oy isyanının suçlusu olarak
da körlük salgınından tek etkilenmeyen kadına yüklemeye karar verir! Hem de
daha körlük salgınının ne nedenini ne de yıkımlarını gün yüzüne çıkartmadan..
Görmek, Jose Saramago’nun
Körlük romanının ardından yazabileceği en iyi devlet eleştirisi olmuş. Genel
devlet-halk ilişkisi başarılı bir şekilde anlatılmış. Körlük’de olduğu gibi
kişileştirilmekten ziyade genellemeler durumu özetliyor. Bu yazarın kesinlikle
harika bir gözlem yeteneği var! Asıl görmek nedir, körlüğün bitmesi mi? Yoksa
insanların gerçeklerin farkında olması ve duyarlılığı mı?
Uyarıdır, siyasi
hassasiyetin yüksek dönemlerinde bu kitabı okumayın zira kafanızı duvardan
duvara vurabilirsiniz!