Merhabalar, ben Kübra.
Kitapları ve kitap okumayı çok seviyorum. Kitaplar benim yol arkadaşlarım ve bazen de çıktığım yolculuklardır. Küçüklüğümden beri her türlü alanda kaliteli olduğuna inandığım kitapları okurum. Okuyup genelde de olumlu düşüncelere sahip olduğum kitaplar ile ilgili yorumlarımı mümkün olduğunca spoilera bulaşmadan yazıyorum. Yazma amacım okuduğum kitapları unutmamak iken bir taraftan da ne okusam diye düşünen arkadaşlarıma fikir olmaya evrildi. Kenara köşeye de ruha gıda kendi çektiğim fotoğrafları serpiştirdim, umarım keyif alırsınız.

Mutlu okumalar!

17 Mayıs 2024 Cuma

Beşinci Çocuk

 Beşinci Çocuk

Doris Lessing'den Beşinci Çocuk kitabını 5-6 ay önce kitap kulübümüzde okuduk. O zamana kadar haberim yoktu ama kendisi Nobel alan en yaşlı yazarlardan bir tanesiymiş. Doğrusu kitapları çok popüler olmamış, biz de online bulabileceğimiz için Beşinci Çocuk'u seçtik.

Beşinci Çocuk, gerilim tarzında yazılmış kısa bir roman. Hikaye oldukça muhafazakar iki insanın birbiri ile tanışması, hızlıca evlenmesi ve normal bir yuva kurması ile başlar. Çift oldukça fazla çocuk istemektedir (dini sebepler gereği korunmaya da karşılardır..) ve evlendikten sonra neredeyse her sene bir çocukları olur. 5. çocuğa geldiklerinde çift yorulmuştur ve 5. çocuk diğerlerine benzememektedir. Bu noktadan sonra gerilim yavaş yavaş yükseliyor roman akışında. Hamileliğinden itibaren anne çocuğundaki değişimin farkındadır, bebek sürekli anneyi tekmelemektedir, hızlı ve normalden fazla büyüyordur. Hamileliğini işkence ve acı içerisinde geçiren anne doktora başvurur fakat doktor bebeğin normal oldugunu söyler. Bebek doğduktan sonra da anne aslında rahat etmeyecektir çünkü bebek hızla büyüyüp etrafa saldırmaya başlamıştır. Hızla büyüyen bebek evde bir tehlike unsuru haline gelir, yazar asla bebeğin normal mi yoksa bir yaratık mı oldugunu söylemez ama doğru düzgün konuşmadığı, normalden büyük elleri ayakları olduğu, ve akıl sorunları olduğu için bir tür canavar gibi kabul ederiz. Bebek büyüdükçe sorunları da büyür, gittikçe şiddet yanlısı ve kardeşleri için de oldukça zararlı bir hale gelir. Aslında, bir noktadan sonra ailede çocuk ile ilgilenen tek kişi annedir. Fakat, annenin çocuğa asla sevgi ile yaklaşmadığı çok bellidir. Anne aslında çocuğu ile ne yapacagını bilememektedir, çünkü çocuk gerçekten bir insan mı yoksa bir canavar mı o da bilmiyordur. 

Şimdi benim değerlendirmeme gelecek olursak, ben genel olarak romanı derinliksiz buldum. Evet, bu kadar zengin bir konuya ragmen. Kitabın sanırım birinci sıkıntısı annenin dilinden yazılmamış olması. Hikaye üçüncü bir kişinin gözünden yazılıyor. Bu da aslında anne ve çocuk arasındaki ilişkiyi nesnelleştiriyor. Yani, anlatılan herşey çok net, anne çocuğuna karşı vicdani sorumluluk hissettiği için bakım veriyor fakat sevmiyor. Doktora sürekli görünüyor çünkü birisinin çocuğun normal olmadığını, belki hasta oldugunu ve belki de gerçekten canavar olduğunu söylemesine ihtiyacı var. Belki o zaman vicdanı rahat bir şekilde çocuğundan kurtulabilecek. Eğer bu kitap annenin gözünden yazılsaydı bence çok farklı olabilirdi, örneğin çocuk annenin gözünde tamamen canavar olmasına ragmen normalde belki biraz farklı olduğunu ve annenin çocuğunu sadece sevmediği ya da çocuğuna alışamadığı için o şekilde gördüğüne şahit olabilirdik. Bu sayede, neden doktorun çocuğun normal oldugunda ısrar etmesi de mantıklı olurdu. Kitapta baba da çocuğun normal olmadığı konusunda ısrarcı, bence doktorun yorumu bu sebeple kitaptaki çelişkilerden bir tanesi. Ailenin diğer üyeleri de zaten çocuğun saldırgan davranışlarından dolayı evi birer birer terkediyor. 

Kitap ile ilgili, toplumun sıradanın dışına verdiği tepkiyi anlattığını düşünenler olmuş. Belki İngilizce versiyonunda böyle bir anlam çıkıyordur, lakin bence bu biraz Doris Lessig'i cilalamak oluyor. Üzgünüm ama canavar gibi betimlenen bir çocuğun toplum tarafından dışlanması gayet doğal. Yani, bunun çağdaşlıkla, muhafazakarlıkla ilgili oldugunu düşünmüyorum.Kitap özelinde bu doğal olarak bir güvenlik meselesi (Çocuk bir köpeği öldürüyor ve neredeyse bir çocuğu boğuyor). Yani, elimizde muhtemel bir piskopat çocuk var... Kitaptaki son uyumsuzluk da bence kitabın sonuna sıkıştırılmış Homo Neanderthal göndermesi. Sanki yazar baktı konuyu toparlayamayacak, çocuğun evrimsel bir yanlışlıkla Homo Sapiens yerine Neanderthal olarak doğduğunu ima etmiş. Bence sonu bu şekilde olacaktıysa da roman çocuk gözünden yazılmalıydı, olması gereken zamanda dogmayan zavallı bir insanın hikayesi olabilirdi o zaman.

Kitabın dili de doğrusu çok basitti. Belki edebi derinlik çeviri sırasında kayboldu, ama bu kadar da basitleştirdilerse gerçekten yazıklar olsun :D Kitap kulübünde bazı anne arkadaşlarım kitaptan çok etkilendiklerini belirttiler, ama sanırım ben daha çok olay akışındaki uyumsuzluklara yoğunlaşıp edebi yoksunluktan da kaynaklı olarak annenin duygusuna giremedim.