Bir Ankara yazarı
Barış Bıçakçı…
"bu dünyada
hiçbir şey göründüğü hatta yaşandığı gibi değil, her şey hatırlandığı
gibi!"
Barış bıçakçının
kitaplarına başladığınızda eğer dikkatli bir okuyucu değilseniz, benim gibi,
önce bir uçuyorsunuz, dağılıyorsunuz. Sanki kitaba yarıdan başlamış hissiyatı
uyandırıyor. Daha sonra bir anda ne olduğunu şaşırtacak sizin olaya dâhil olacağınız
an geliyor ve dumur oluyorsunuz bir anda. Sonra hadi kitabı baştan okumaya. İstisnasız Barış Bıçakçının okuduğum her
kitabında bu duyguyu yaşadım. Sonra okudukça olaylar belli belirsiz bağlanıyor
ve bunu yapabilen sanki bir tek siz varmışcasına seviniyorsunuz.
Bıçakçı
karakterlerine gelecek olursak genel olarak içine kapanık ve karamsar
denilebilir. Bu tanıma uymayan tek kitap
yazarın ilk göz ağrısı “herkes herkesle dostmuş gibi” dir. Çünkü bu kitapta
karakter değil karakterler dizisi bulunur. Tarz olarak da çok farklıdır
aslında. Kitapta karakter ya da olay örgüsü yerine ilişkiler var. Evet, sadece
bağlantılar yönetiyor kitabı. Diyaloglar ve konuşmalar, herkesten genel geçer
ve herkesin sizin gibi konuşmalar. Çok derinine inersem sürprizi bozarım diye
korktuğumdan çok açıklama yapmıyorum J
Ve Bıçakçının
beni kendisine hayran bırakan kitabı, film uyarlaması da bulunan, fakat kitabı
okuyun önce, “ bizim büyük
çaresizliğimiz”dir. Kitabı okurken deyim yerindeyse serinliyor insan, su gibi
rahatlatan bir kitap bu. Eğer ki okurken
kendinizden bir şeyler buluyorsanız ne mutlu size. Nefis bir dostluk hikâyesidir
çünkü aşktan ziyade. Birbirine kardeşten yakın ve birbirini belki kendisinden iyi
tanımış dostları anlatır. Öyle ki bu arkadaşların arasına aşk bile giremez, hatta
girmeye cüret dahi edemez. Bunu okurken öyle iyi anlarsınız, olay akışı
içerisinde bu beklentiye bile girilmez. Yine fazla detaya inmeden bu kitabı
mutlaka okuyun hatta ilk bu kitabını okuyun hatta filmini izlemeden okuyun
pişman olmazsınız demek istiyorum.
Bu kitaptan sonra hangi kitabını okursanız net söylemem gerekirse sizi o kadar tatmin
etmez. Yine de Bıçakçının diğer okumaya değer kitabı “Sinek Isırıklarının Müellifi” dir. Bu kitabı bir cümle ile açıklamak gerekirse; bir toplu konut
psiko-draması denilebilir. Bıçakçı bu kitabında duvarlar ardındaki yalnızlığa
çok güzel değinmiştir. Başkarakterin içinde yaşadığı o klasik tükenmişlik sendromu
okuyucuya başarılı bir şekilde empoze edilmiş. Yine başı olmadığı gibi hikâyenin
sonu da yok, fakat olay sırasının bir sürpriz yapmaması açısından okuması en
kolay kitaplarından yazarın.
Yazarın bir diğer
değişik (bu tanımı çok sık yapıyor olabilirim, bunu yazdığımda genelde klasik
değil demek istiyorum) tarzda yazılmış kitabı “bir süre yere paralel gittikten
sonra”dır. Kitapta olay sırası yok J karışıkmış gibi, fakat bu özenle ve bilerek
yapılmış. Hikayeye bir Bıçakçı klasiği olarak dan diye birdenbire ortadan
giriyorsunuz, karakter tahlili yapmadan hikayeye karışıyorsunuz. Fakat başta
bir hikâye var mı oda belirsiz. Çünkü yine bir Bıçakçı tarzı olarak kitap
öykülerden oluşuyor. Yani kitabı okumaya başladığınızda belli başlı kararlar
vermeniz gerekiyor; bu okuduğum roman mı yoksa birbirinden ayrı öyküler
mi? Lakin yine kitabı ortalayınca fark
ediyorsunuz ki bu öykü dizileri aslında bir hikayenin içerisinden kopup gelmiş
anılar. Bunun dışında karakterler yine depresif ve içine kapanık. Güncel bir
sorun memnuniyetsizlik, yalnızlık, tatminsizlik işlenmiş fakat öyküdeki
karakterlerin özel olarak sorunları nedir anlaşılmıyor. Ne var ki bu bir Barışçı
taktiği.
Geldik benim ilk
okuduğum kitabına ; “aramızdaki en kısa mesafe”. Barış Bıçakçı’nın bu kitabını
bana çok sevdiğim bir arkadaşım 'Kübra sen bayılırsın çok ilginç çocuk hikâyeleri
anlatılıyor ama çocuklar büyük gibi' diyerek önerdiği kitaptı bu. Tabi ben
kitabı alıp okuyana kadar bu sözleri unutup yine bir şaşkınlıkla karışık sempati
duymuştum yazara. Evet, arkadaşımın da bahsettiği gibi kitaptaki öyküler
birbirinden güçlü çocuk-ergen geçişlerini anlatıyor. Bütün öykülerde insanda
biraz rahatsızlık uyandıracak ayrıntılar bırakmış Bıçakçı bilmiyorum istemli
veya istemsiz. Dolayısıyla öyküleri bacaksıza bak sen diyerek biraz da
çocuklara üzülerek bitiriyorsunuz. Yine de bence yazarın başarı
sıralamasında bu kitap üçüncüdür.
Bunların dışında
kalan “Veciz sözler” ve “Baharda yine geliriz” bende çok fazla iz bırakmamış
maalesef. Sadece Veciz sözleri okurken alışkın olmadığım Bıçakçı aforizmaları
beni rahatsız etmişti. Tarzının dışına çıkmış bu yönden lakin karakterler ve
akış sadeliği aynı denilebilir.
Son olarak şunu
da belirtmeden geçemeyeceğim; belki de beni Barış Bıçakçı ya bağlayan tek
gerçek öykülerin Ankara da geçmesidir J
Kitapları yayım
sırasıyla;
Herkes Herkesle
Dostmuş Gibi
Veciz Sözler
Aramızdaki En
Kısa Mesafe
Bizim Büyük
Çaresizliğimiz
Baharda Yine Geliriz
Bir Süre Yere
Paralel Gittikten Sonra
Sinek
Isırıklarının Müellifi