KAFAMDA BİR TUHAFLIK

Sanırım
arkadaşımın güzel anlatımı sayesinde kitaba bolca heyecanla başladım ve bu
sonuna kadar da sürdü açıkçası. Bu
sıralar içinde bulunduğum kitap iştahsızlığımı da umarım ki aldı J Orhan Pamuk’u herkes kadar ben de dili
güçlü bir yazar olarak görür, fazladan da biraz korkardım açıkçası. Fakat
Kafamda bir tuhaflık bunu da aldı götürdü. Uzun zamandır dinlediğim en iyi öykü
diyebilirim bu kitap için, okuması kolay, akıcı ve anlatımı güçlü. Öyküde
olayların sıralanışı ve uzun bir zaman dilimini kapsaması bakımından Yüzyıllık yalnızlığı
anımsattı aslında bana (anne, baba, çocuklar, torunlar, torunların büyümesi vs).
Kafamda bir
tuhaflık, çocukluk yıllarında babasının yanına köyünden İstanbul’a boza-yoğurt
satmaya gelen Mevlut’ün hikâyesi. Kitapta yaklaşık 50 yıllık bir süreç
anlatılıyor aslında, bu da İstanbul’un yıllar süren kentselleşmesine, Türkiye’nin
geçirdiği siyasi gelişmelere ve insanların bu süreçte uğradıkları erozyona ayna
tutuyor. Yıllar boyu süren tek bir şey var
oda Mevlut’ün ayrılamadığı bozacılık. Kişilik
olarak saf ve naif olan Mevlut ise bu öyküde kendi yerini sorguluyor bu
gelişmelerle, acaba niyet midir asıl olan yoksa kısmet mi?