Az
Hakan Günday okumaya korkanlardan mısınız? Even o kişi benim. Kendisinden seneler önce Piç romanını okumuş ve sinemeya uyarlanan Çok romanını izlemiştim. Özellikle Çok beni sarsmıştı. Hafızama kazınmış sahneleri vardır halen hatırlarım, piskolojik olarak yoğun ve çok gerçekçi bir acı vardı. İnanılmaz bir piskolojik gerilim..

Az'a da ne bulacağımı bildiğim için çok çekinerek ve korkarak, kitap kulübümün de etkisi ile başladım. Şiddet, saptırılmış dini inançlar ve tarikatlar, tecavüz, para hırsı, uyuşturucu bagımlılığı, ne ararsanız var anlayacagınız (beklediğim gibi). Kitabın ilk yarısı, gerçekten de beni çok etkiledi. 11 yaşında, henüz çocukluğunu bile yaşayamadan bir tarikat şeyhinin oğlu ile evlendirilerek Londraya taşınan Derda anlatılıyor. Derda koca Londrada, evinin penceresinden burnunu bile zor uzattığı, şiddet dolu seneler geçirir ve bu sırada içerisinde bulunğunu çıkmaz bana çok iyi geçti. Canım Türkiyemin iki kanayan yarası, çocuk gelinler ve tarikatlar konu olması sebebi ile, gözlerde yaş ve fer kalmayana dek çok akıcı bir şekilde akıyor kitap. Yer yer devam etmeye korktuğum, ne beklemem gerektiğini bilmediğim kısımlar vardı doğrusu. Hatta acaba devam etmesem mi bu vahşet bu şekilde devam edecekse okumasam mı diye düşündü.
Kitabın ikinci yarısı da her ne kadar çok dramatik, vahşi ve üzücü bir şekilde başlasa da vahşet yönünden geri vites çekerek daha felsefik devam etti diyebilirim. Bunun bir sakıncası yok, hatta sevindirici olsa da, kitabın diğer yarısında acaba ilk hikayeye nasıl bağlanacak diye bekledim. Üstelik, ikinci yarısıdaki, karakterin ismi de Derda, bu sefer küçük bir oğlan çocugu. Biraz afallatıyor da. Bu seferki Derda oğlumuz, çocukluğunda yaşadığı tramvatik deneyim itibari ile (bu bana çocuğun aslında doğuştan piskopat olma ihtimali verdi) gittikçe içine kapanır. Kendi kendine bakması gerektiği içinde artık ne varsa elde onunla geçinir ve minikliğinden beri devam ettiği mezar bakıcılığı işinden korsan kitap işine geçiş yapar. Bu sırada (bana yine oğlan karaketin piskopatlığını kanıtlayan) Oğuz Atay okumaya başlayan Derda, biraz kafayı yer. Her ne kadar paralel gibi duruyor olsa da (ve nasıl birleşecekler diye merakla beklesem de), bu iki hikayenin en sonunda çakışması çok zorlama tesadüflere bağlı olmuş maalesef. Üstelik de çakışma aşk yoluyla olunca iyice zorlama durmuş bence. Çünkü biri kadın diğeri erkek olan iki baş karakterden beklenen budur. Keşke aşk bu kadar kolay olsaydı :p Bana kalırsa, erkek karakter direk piskopat olarak görünüyor, kadın karakter ise bana kalırsa tramvaları ile baş etmeye çalışan yaralı bir ruh. Hikayenin sonunda ikisinden de beklenmeyen bir cevvallik ve girişimcilik söz konusu...
Bu arada evet Oğuz Atay okudum, Tutunamayanları da, gerçekten insanı huzursuz eden tripleri vardır. Sen rahat uyu sayın Atay. Hakan Günay'ın da sıkı bir hayranı olduğunu öğrendik böylece.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder