Merhabalar, ben Kübra.
Kitapları ve kitap okumayı çok seviyorum. Kitaplar benim yol arkadaşlarım ve bazen de çıktığım yolculuklardır. Küçüklüğümden beri her türlü alanda kaliteli olduğuna inandığım kitapları okurum. Okuyup genelde de olumlu düşüncelere sahip olduğum kitaplar ile ilgili yorumlarımı mümkün olduğunca spoilera bulaşmadan yazıyorum. Yazma amacım okuduğum kitapları unutmamak iken bir taraftan da ne okusam diye düşünen arkadaşlarıma fikir olmaya evrildi. Kenara köşeye de ruha gıda kendi çektiğim fotoğrafları serpiştirdim, umarım keyif alırsınız.

Mutlu okumalar!

24 Aralık 2020 Perşembe

Algernon'a Çiçekler

Algernon'a Çiçekler 

Fantastik tarzda ütopik hikayeleri seviyorum. Bunların en başarılı örneklerinden bir tanesi de  Daniel Keyes tarafından kaleme alınmış eser Algernon'a Çiçekler oldu. 

Çok düşük IQ'ya sahip olduğu için küçüklüğünden beri dalga konusu olan, ailesi tarafından terk edilen ve yalnız bırakılan Charlie yüzyılın buluşu sayılabilecek bir IQ yükseltme deneyi için uygun bir adaydır. Algernon isimli bir laboratuvar faresinde olumlu sonuçlar alan araştırmacılar insan deneyine geçmeye hazırdır, Charlie çığır açan bu ameliyatın uygulandığı ilk insan olacaktır. 

Ameliyatın ilk günlerinden beri Charlie'nin zekasında hızla yükseliş olmasına rağmen Algernon için durum tersine döner gibi görünmektedir. Zamanla dünyanın en zeki insanı olmaya yaklaşan Charlie için ise bu durum ölüm demekti çünkü yeni farkındalıkları onu çok değiştirmişti.

Zekası gittikçe yükselen Charlie için arkadaşlık, dostluk, aşk ve aile kavramları ile yüzleşmek durumdadır. Artık akıllı olunca herkes tarafından sevileceğini düşünen Charlie insanların kıskançlıkları ile yüzeleşmek ve merhamet, acıma, sevgi, fedakarlık ve bağlılık gibi değerleri öğrenmek zorundadır. 

Toplumsal değelerin irdelendiği, neden düşük zekalılara merhametten doğan acıma duygusu beslerken   neden akıllı insanlara karşı kıskançlık duyup etrafımızda istemeyişimiz gibi, güzel bir ütopya yaratmış Daniel Keyes. Keyifle okuduğum ütopik kitaplar listesine
eklemeye değer...    

23 Aralık 2020 Çarşamba

Eşekarısı Fabrikası

 Eşekarısı Fabrikası

Yüzyılın en iyi 100 eseri arasında sayılan ve aynı zamanda İskoç yazar Iain M. Banks'ın kariyerini başlatan ilk romanı Eşekarısı Fabrikasıdır. 

Yazarın daha ilk romanından bu kadar ünlü olmasının sebebi, hikayedeki özgünlük, anlatımda yer yer tiksinti uyandıracak cesaret ve kafalardaki saf çocuk tabusunun yıkımı olmalı. Hikayedeki anlatım her ne kadar çok akıcı olsa da, baş kahraman için sıradanlaştırılmış bazı törenler/ritüeller ve işlenen suçlar sosyal normlara o kadar ağır dokunuyor ki kitabı bir çırpıda bitiremiyorsunuz.  Sindire sindire gitmek ve hikayenin baş kahramanı olan Frank'in psikolojisini ve uzun uzun anlattığı ritüelleri ile geçmiş anılarını yavaşça anlamak da en iyisi zaten. Merakla sürdürmek istediğiniz olay akışlarında da mola niyetine verilmiş bazı aralar mevcut zaten.

Hikaye toplumdan mümkün olduğunca uzaklaştırılmış, bir adada yaşayan, hayatı evi, çocukluğundan beri devam ettirdiği savaş oyunları, evinin tavan arasında sakladığı eski bir saat kadranı üzerine kurduğu eşekarısı ölüm tuzağı,  babası, abisi ve bir tek arkadaşı arasında olan Frank'in şimdiki hayatı ve geçmiş anılarından oluşuyor. Frank'in ağzından anlatılan öyküde, hayata karşı almaya çalıştığı öcün, henüz neye karşı kini olduğunu bilmeden ve kimden intikam aldığına karar veremeden soğukkanlılıkla işlenen cinayetler detaylı bir şekilde anlatılıyor. Frank'in daha çocukken yaşadığı trajik olayın etkileri, belki de içten içe bildiği gerçekler ve buna özgün kafasında yaratılan savaş oyunları bağlantılı. 

Sonuç olarak, çocuk psikolojisi ve cinsiyet rolleri üzerine kurulmuş, sizi altüst edecek, etkileyici  bir roman  Eşekarısı Fabrikası. Modern edebiyat için okunması gereken bir örnek oluşturmuş.