Merhabalar, ben Kübra.
Kitapları ve kitap okumayı çok seviyorum. Kitaplar benim yol arkadaşlarım ve bazen de çıktığım yolculuklardır. Küçüklüğümden beri her türlü alanda kaliteli olduğuna inandığım kitapları okurum. Okuyup genelde de olumlu düşüncelere sahip olduğum kitaplar ile ilgili yorumlarımı mümkün olduğunca spoilera bulaşmadan yazıyorum. Yazma amacım okuduğum kitapları unutmamak iken bir taraftan da ne okusam diye düşünen arkadaşlarıma fikir olmaya evrildi. Kenara köşeye de ruha gıda kendi çektiğim fotoğrafları serpiştirdim, umarım keyif alırsınız.

Mutlu okumalar!

27 Ekim 2020 Salı

Superior: The return of the race science

Üstün: Irk Biliminin Dönüşü (Superior: The return of the race science)

Profesyonel çalışma alanımın genetik olması ve uzun bir süredir ben de popülasyon genetiği çalışmaları yapan bir bilim insanı olarak bu kitap oldukça ilgimi çekti doğrusu. Fakat, son dönemlerde tüm dünyada artışı görülen sağcı akımın da yeniden ırkçılık söylemlerini hortlatmasıyla bu kitabın da zaruriyeti oluşmuştu. 

Kitap, 2019 yılında Londra'da ikamet etmekte olan Angela Saini tarafından yazılmıştır. Kitapta yazar özellikle alanındaki çalışmalarıyla tartışmalı araştırmalar yapan bilim insanlarıyla yaptığı söyleşilerden bahsetmiş ve kendi değerlendirmeleri ile Irk tartışmalarını, bilimini, şimdiye kadar yapılan çalışmaları, tartışmalı gerekliliğini ve nasıl dönüşüme uğradığını anlatmıştır. 

Özellikle kişisel değerlendirmeleri ile tüm dünyaca kabullenişmiş Race (Irk) olgusunun nasıl insanların üstünlük yarışından kaynaklandığını açık ve net bir şekilde anlatmasını, gerekli eğitimleri almış bir genetikçi olarak çok beğendim. Her yönüyle incelenmiş bölümlerde bizlere Irkçılığın nasıl politik üstünlük sağlamak veyahutta kendilerine köle yaratmak için bazı toplulukları küçümsemek ve fayda elde etmek için oluşturulduğunu gözler önüne sermiş. Esasen, Avrupa'nın Afrikayı sömürgeleştirmeye başlamasından itibaren, yaptıkları haksızlıkları kendi içlerinde doğrulama iddiası ile ten rengi farklılıklarını kullanarak kendilerini beyaz oldukları için 'Zeki-Akıllı', Afrika kökenli insanları ise, 'Akıllı değil ama fiziksel olarak güçlü' olarak etiketleyerek dolayısı ile Afrika kökenli insanları işlerimiz için köle olarak kullanabiliriz rahatlaması başlamıştır. Bu çirkin düşünce yapısı maalesef 300 yıl önce başlamış olsa da özellikle politikacıların halkı uyutmak ve kandırmak olarak kullandıkları en etkin uyuşturucu olarak kullanma taktiği hiç eskimedi. Bilimsel tekniklerin ilerlemesi ve gen kavramının keşfedilmesi ile birlikte maalesef çok daha çirkin düşünce yapıları oluştu. Hitlerin saplantı haline getirdiği öjenik (Eugenics) kuramı örneğin bunların öncülerindendir. Bu kurama göre, genetik olarak aşağı ırkların (veyahutta hastalıklı? özelliklerin) karışması önlenerek saflaştırılarak en üstün ırk oluşturulabilir. Bu ırk Hitlere göre Almandı ve bu uğurda katledilen onlarca can tüm Dünyaya önemli bir ders vermesi gerekiyordu. Bazı sınavlar verildi ve bir süreliğine Irk çalışmaları bitti, veya da bu araştırmadan öğrendiğim üzere üstü kapalı bir şekilde gizli fonlarla yapılmaya başlandı. Maalesef bazı toplulukların sahip oldukları ekonomik üstünlükleri gerekçelendirmek için kendilerini en üstün genoma sahip olarak düşünmeleri çok da garip değil. Biz sağlıklıyız, mükemmel koşullarda yaşıyoruz, düşünme gücü isteyen işlerde çalışıyoruz demekki biz evrimsel basamağın üzerindeyiz. Bunun sebebi diğer toplumları ezmemiz ve onların sosyal özgürlüklerini kısıtlamamız olamaz :) 

Son dönemde Amerika'da yaşanan olaylardan da belli ki ırkçılık hala gündemde. Sosyo-ekonomik düzeyi düşük insanlar arasında belki eskimeyen bir trend olarak görülse de ırkçılık, maalesef bilim dünyasında da henüz bu akımı bırakmaya gönüllü olmayan insanlar mevcut. Örneğin benim de kitaptan öğrendiğim bir yayın-dizini olan 'Mankind Quarterly' dergisi hala bazı ırkların üstünlüğünü çeşitli yollardan ispatlama derdinde. Derginin impact faktörü çok düşük de olsa, bu dergiye makale yollayan bilim insanlarının kariyeri lekelense de bu insanlar bir şekilde yayın yapmak için destekleniyorlar ve bu yayınlar gerekli yerlerde söylemlerini desteklemek amacıyla bazı politikacılar tarafından maalesef kullanılıyor. Mankind dergi yazarlarının sıkça değindiği konulardan biri zeka. Uzun yıllardır zekanın sadece bazı ırklarda yüksek göründüğü diğerlerinde ise düşük seyrettiğini ispatlama amacındalar. Fakat şimdiye kadar yapılan tüm araştırmalar gösteriyor ki zeka bir sürü genin kontrol ettiği ve yüksek oranda da çevre ile gelişen bir özellik. Henüz zeka ölçebilecek doğru bir test bile yokken (IQ testlerinin güvenilirliği çok azdır) farazi bir özelliği bir ırka özgünleştirmeye çalışmak ambiyani tabirle aptallıktır. 

Tüm bunlara ek olarak, üzgünüm ki ırkçılık bilim çevresinde de söylem değiştirmek suretiyle de devam etmekte. Örneğin, bazı kötü niyetli bilim cemiyetlerinde de ırk sözcüğü popülasyon olarak kullanılmaya başlanmış durumda. Tarihte de karşılaştığımız birsürü örnek gibi aslında çok iyi niyetle başlayan bazı araştırmalar kötü ellerde evrilerek büyük felaketlere yol açabiliyor. Fakat benim de içinde bulunduğum bazı çalışmalarda popülasyon genetiği kullanılarak bazı araştırmaların daha doğru ve hızlı sonuçlar verdiğini görüyoruz. Özellikle bazı zararlı mutasyonların da kapalı toplumlarda (iç evliliğin yaygın da olduğu) oldukça yaygın olduğu görülüyor. Bu tür mutasyonların toplum içindeki sıklığını bilmek önleyici çalışmalar yapmak adına da çok önemli. Görüldüğü üzere de aslında toplumsal saflaştırma da, insanı mükemmelleştirmeden ziyade, resesif olarak seyreden bu mutasyonları domine ederek kalıcı hale getiriyor. Toplum içindeki farklılıklar ve çeşitlilikler her zaman zenginliği artırır ve genetik olarak da sağlıklı olan budur. 

Son olarak, popülasyon genetiği çalışmalarına bizzat katılmış bir bilim insanı olarak söyleyebilirim ki kesin ve net çizgilerle korunan ırk ayrımlarını yapmak imkansız. Şimdiye kadar belirlenen ırklar tamamiyle aslında lokasyon ve sosyal kültür bazlı. Çoğunlukla soydaşınız diye düşündüğünüz bir kişiye olan genetik yakınlığınız yabancı dediğiniz insana olandan daha az. Toplumlar birbirlerine eskiden beri o kadar kaynaşmış durumdalar ki totelde genetik olarak birbirimize hem çok benzeriz hem de çok benzersiziz. Fiziksel olarak baskın olarak aktarılan bazı özellikler bizleri yanıltmaya müsait fakat farklılıklar yerine benzerliklere odaklanmayı öğrenmemiz şart, diğer türlü yaratılan bu hayali gerçeklikte hep birlikte yok olacağız. 

Not: Kitap henüz türkçeye çevrilmedi, bu sebeple ismini de bu postta kullanmak için ben çevirmiş oldum. İleride farklı bir isimle çevrilmesi dahilinde ismi de güncelleyeceğim. 

 

23 Ekim 2020 Cuma

Gösteri Peygamberi

 Gösteri Peygamberi

Çok geç tanıştığım yazarlardan biri de yeraltı edebiyatçılarından Chuck Palahniuk. Aslında kendisini meşhur romanı ve filmi Fight Clup'tan da tanıdığımız yazarın en etkileyici eserlerinden birisi de Gösteri Peygamberi (Surviver). 

Son derece etkileyici dili ve akıcı anlatımıyla dikkat çeken yazarın bu eserinde yine sağlam bir popüler kültür eleştirisi yaptığını görüyoruz. Özellikle son 50 yılın yalancı din akımlarına gönderme yapan Palaniuk, inanç kisvesi altında bir topluluğun nasıl kandırılıp, sahte ritüeller ve alışkanlıklarla hizmetkar/kölelere dönüştürüldüğünü anlatmış bu romanında. 

Uydurma olmasına ragmen hikayede geçen Creedish  mezhebi, diğer aşırı yobaz ve kapalı din gruplarına çokca benzemekte. İnanca göre, doğan çocuklardan ilk erkek hariç diğerlerinin evlenmesi yasak ve aldıkları eğitimleri de tamamiyle hizmet vermek üzerine. 18 yaşına gelip reşit olan çocuklar topluluk dışındaki ailelere çalışmak üzere (köle olarak) yollanarak kurtuluş günleri gelene kadar (ölüm) Tanrı'ya olan görevlerini yapmak için gönderiliyorlar. Ailenin ilk erkek çocuğu ise kendisi için seçilen bir kadınla evlenip bolca çocuk (yeni köleler) yapmak üzere görevlendiriliyor. Topluluğun tüm öğretilerini inanç çerçevesinde nasıl köle olacaklarına göre oluşturması ve işlerin de ters gitmesi durumunda nasıl intihar etmeleri gerektiği oldukça açık bir şekilde belirtilmiş. Bu olayın geçmişte yaşanan gerçek bir intihar olayına gönderme olduğu çok açık. Halkın Tapınağı tarikatına mensup 911 kişi liderleri Jim Jones'un vaazı (baskıları) üzerine siyanür içerek intihar etmiştir. Aslında toplu intihar bu gibi yalancı cemaat liderlerinin kendini aklama veya yaptıkları pisliklerden kaçması için en kısa kaçış yoludur.

Hikayede, tüm cemaatinin toplu intihar etmesinden sonra yavaş yavaş topluluğun tek temsilcisi kalan Tender Branson kendisini bir anda henüz o doğmadan sahibi ilan eden Medyanın elinde bulur. Menajerinin planlarına göre kendisini ünlü bir dini lidere dönüştürmesi gerekmektedir. Hikayenin bu kısmında ise yazarı çok iyi bir popüler kültür eleştirisi yaparken görüyoruz. Tektipleştirilerek prototip haline gelen Tender Branson medyanın talep ettiği isteklere göre yaşayıp, menajerinin verdiği direktiflere göre konuşup hareket edecektir. 

İnsanların ne koşullarda hangi doğrulara inandığını çarpık olaylarla gözler önüne seren bu eseri okumanızı tavsiye ederim. Ben de yazarın diğer romanlarını aynı hazla okuma umuduyla devam edeceğim. 


Tender Branson'un hayatının özeti:

"İki nokta arasındaki en kısa mesafe bir zaman dilimidir, programdır, vaktinizin haritasınıdır, ömrünüzün sonuna kadar yapacağınız işlerin listesidir."