Merhabalar, ben Kübra.
Kitapları ve kitap okumayı çok seviyorum. Kitaplar benim yol arkadaşlarım ve bazen de çıktığım yolculuklardır. Küçüklüğümden beri her türlü alanda kaliteli olduğuna inandığım kitapları okurum. Okuyup genelde de olumlu düşüncelere sahip olduğum kitaplar ile ilgili yorumlarımı mümkün olduğunca spoilera bulaşmadan yazıyorum. Yazma amacım okuduğum kitapları unutmamak iken bir taraftan da ne okusam diye düşünen arkadaşlarıma fikir olmaya evrildi. Kenara köşeye de ruha gıda kendi çektiğim fotoğrafları serpiştirdim, umarım keyif alırsınız.

Mutlu okumalar!

14 Haziran 2018 Perşembe

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim


Joanne Greenberg’in kendi gençliğinde yaşadığı akıl hastalığı deneyiminden esinlenerek yazdığı roman Sana Gül Bahçesi Vadetmedim. Metis yayınevinden çıkan bu roman yazarın Türkçe’ye çevrilen de tek eseriymiş. Yazım dili, akıcı anlatımı, betimlemeleri, duygu dünyası, oluşturulan fantezi dünyası romanı elden bıraktırmıyor, kesinlikle sayfa sayfa altı çizilecek eserlerden birisi ile tanıştım.

Kitap “normal” hayatımızda sürdürmeye alıştığımız yaşamın ne kadar siyah ne kadar beyazla dolu olduğunu sorguluyor aslında. Normal olarak bahsettiğimiz şeyler aslında ne kadar genel geçer şeyler, gri aslında siyah ve beyaz renklere de hâkim değil mi?

Greenberg’in akıl hastanesine düşmüş genç kız karakteri Deborah, yaşamın içerisindeki duyguların insan iletişimi konu olunca ne kadar karmaşık ve iç içe birbirine bağlı bir şekilde geliştiğini anlatıyor. Deborah küçüklüğünden belli yaralı bir karakterdir ve içerisinde geliştirdiği fantezi Yr dünyası onu gerçek dünyanın vereceği zararları önlemek adına korumaktadır. Gerçek dünya Yr dünyasına hiç benzemez, orada olan olaylar tahmin edilebilir (sahibi nede olsa kendisidir) olsa da dünya sürprizlerle doludur, insanlar yalan söyler ve birbirini kandırır. Dünya sadece iyilik ve güzelliklerle dolu bir gül bahçesi değildir ve üstelik kim dikenli bir gül bahçesinde yaşamak ister ki? Akıl hastanesindeki alanında başarılı Doktor Fried ise onu bu hiç de mükemmel olmayan gerçekliğe çekmenin yolunu yine Deborah’ın silahlarını kullanarak arar. Deborah’ın gerçek dünya ile tanışma vakti gelmiştir ve bunu ancak kendi isteğiyle başarabilir.  

Romanı okurken sürekli olarak kendinizi bir akıl hastası ile kıyaslarken ve üstelik ne kadar da çok görünen ortak duygularınızı keşfederken buluyorsunuz. Bir taraftan da özendirici üstelik, herkesin içerisinde çırpınan bir deliliği elbet vardır, ve bunun kapanından sıyrılarak özgürlüğüne kavuşması ne kadar rahatlatıcı olur.

“Benim hastalığım …. ağzına kadar dolup taşmış bir bardak, senin küçük damlan taşan kısmın içinde çoktan eriyip gitti.”

“Hiçbir yasanın olmadığı, yalnızca gittikçe yaklaşan bu korkunç yıkımın –Imorh*’un- olduğu bir dünyada, bu yıkımın o dünyayı karartması kaçınılmaz bir şey. Gene de –neden bilmiyorum- bu yıkımın yaklaşması ve hiç durmadan ummadığım yönlerden darbe yemek acı veriyor.” *Imorh Yr dilinde ölüm demek..

10 Haziran 2018 Pazar

Uzaktan Kumandalı Kız

Uzaktan Kumandalı Kız


Zamanında kendi kimliğini gizleyerek James Tiptree, Jr ismiyle hikayelerini çıkaran kitabın yazarı aslında bir kadın, Alice B. Sheldon’dır.  Bu kitabını da önsüzünü yazarın yakın arkadaşı Ursula K. Le Guin’in yazması sebebi ile aldım. Hikayelerinde aslında yazarın nasıl cinsiyetsizleştiğini ve bizim kafamızdaki kadın-erkek kalıplarını yıktığını yazmış Guin, bu heralde Tiptree’nin aldığı çokça ödülün de kanıtı. Guin önsözün sonunda işte size birkaç gerçek öykü yazmış, Uzaktan Kumandalı Kız işte distopik bir gelecekte yaşanan gerçek dünya.

Şu anda dünyamızın her yanını saran, bize olmayan “ihtiyaçlarımızı” almamızı öğütleyen, neyin “iyi” neyin “kötü” olduğunu bağırarak anlatan, bilinçaltımızda şarkı gibi dönen reklamların açıkça yapılmasının yasaklandığı bir dünyada ürünler sadece kalite esasına göre mi satılır, yoksa aslında şu anda da maruz kaldığımız sözde bilinçaltı mesajlarla ünlü manken “Güzel Seksioğlu” bu kremi kullandı suratı şimdi bebek poposu gibi yumuşacık tanıtımları ile mi alırız. 

Yakın gelecekte, robotik insan bedenlerinin uzaktan bilinç ile yönetilmesinin mümkün olduğu bir dönemde geçiyor Uzaktan Kumandalı Kız. Ürünlerin reklam yoluyla tanıtımı yasaklanmış, üreticiler ise aslında günümüzden buyana pekte değişmeyen kendi yöntemleri ile gizli tanıtım yapma hesabındalar. Delphi, bu sebeple yaratılmış bir kız olarak P. Burke zihniyle piyasaya sürülür. P. Burke, gerçek hayatında sahip olduğu çirkin ve hastalıklı bedenine inatla güzel, seksi ve kendine güvenen bir "barbie" kızıdır. Buna sahip olduğunda ödeyeceği tek bedel ise ona söylenen ürünleri alıp kullanmasıdır. İşte şimdi televizyondan izlediğimiz kurmaca dünyanın bir özetini Tiptree, yani Sheldon’un ağzından okuyabilirsiniz. Bu da yazarın kendi hayatıyla ilgili ölmeden önce attığı son çığlık belki de.

3 Haziran 2018 Pazar

Ben, Robot

Ben, Robot


Isaac Isomov’un baş yapıtlarından sayılan “Ben, Robot” ile distopik teknoloji kitaplarını okumaya başladığımda rast geldim. Kitaba başlamadan önceki beklentim bir senaryo üzerine dünya kurgusunun nasıl değişebileceğiydi aynen klasik bilim kurgu kitaplarında olduğu gibi. Isaac Isomov’un kendine has yarattığı ve hatta Robot Bilimi olarak bahsedilen ve kendisinden sonra yazılan Bilim Kurgu kitaplarındaki felsefeye öncülük etmiş olduğu bir Robot düzeni bulunmakta ve kitabını bu felsefeye eşlik eden öykülerden oluşturuyor. Bu öyküler, insanların dünyada süregelen teknolojik gelişmelere karşı kaygılarından bahsetse de asıl odak yaratılan düzenin işleyişi ve durumsal olarak meydana gelen olayların nasıl çözüme ulaştığı üzerine oluyor.

Ben, Robot ile kurgulanan robot dünyasında teknolojinin insan hayatını maksimum düzeyde kolaylaştırırken, aslında herkesin kafasını karıştıran “ya Robotlar bize zarar verirse” ya da “Robotlar insanların yerini tamamen alabilir mi” gibi soruları silmek adına koyduğu üç temel robot kanunu vardır. İlk kural şudur; “Robotlar, insanlara zarar veremez ya da eylemsiz kalarak onlara zarar gelmesine göz yumamaz.” Bu kuralın kitapta da özellikle vurgulanan önemi robotların asla insanlara zarar veremeyeceği ve insanların kendi ellerinde dahi olsa onlara zarar gelebilecek bir olaya izin vermeyecekleri.

Robot kanunun ikinci kuralı, “Robotlar, Birinci Kanun’la çakışmadığı sürece insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.” ile de robotların insanların köleleri olmaları sağlanıyor, bu da robotların özgür karar vermelerine engel olacak sistem olarak görünüyor.  

Robot döneminde aslında insanların da çok farkında oldukları bir gerçek var, robotlar insanlardan daha güçlü ve birinci kural olmaksızın insanların isteklerini yerine getirmeleri için mantıklı bir sebep yok, insanlar unutkan, yemek yemeğe ve oksijene bağımlı ve çok çalıştıklarında yoruluyorlar. Esasen robotlar kendilerinden daha aciz varlıklara itaat etmek durumundalar.

Son kural “Robotlar, Birinci ya da İkinci Kanun’la çakışmadığı sürece kendi varlıklarını korumak zorundadır” ise robotları kısmen koruyan tek kural J. Zaten bu da aslında insanların yararına olarak görünebilir, yeniden robot yapma masrafından kaçmak gibi..

Robotların sürekli karar vermelerini etkileyen bu üç kural ile uğraşıldığında da aslında bunların birbirleriyle çelişebileceği ortaya çıkıyor, bunun sonucunda ise robot psikolojisi alanının yolu açılıyor J

Isomov’un kendine has anlatım tarzı ile bu üç kural çevresinde dönen traji-komik olaylar klasik bilimkurgu hikayelerden çok farklı ve eğlenceli. Özellikle kişi veya kişiler üzerinden devam etmemesi de olaylara geniş çerçeveden bakış açısı sunuyor. Hikayelerde karamsarlık yok, absürt olayların bulmaca gibi çözülmesi anlatımı akıcılaştırmış. Geç kaldığım Isomov okumalarını acil hızlandırmam gerekiyor…