Masumiyet Müzesi
Orhan Pamuk’un
kafasındaki eşyaların hikayelerini toplayarak müze haline getirdiği romanı
Masumiyet Müzesi.
Hikaye biraz Yeşilçamı
andırıyor, başına buyruk zengin bir tüccarın oğlu olan Kemal uzaktan akrabası olan
Füsun’a aşık olur. Füsun Kemalin
annesinin terzisinin kızıdır, kendisinden yaşça küçüktür, fakat çok ama çok
güzeldir. Klasik Yeşilçam hikayesi.. Aslında tam öyle değil J
Masumiyet müzesi aşkı ve aşkın içerdiği
bütün duyguları anlatıyor. Kemal’in Füsun’a olan önce tutkulu daha sonra
saplantılı daha sonra ise sevgi ve sabırla büyüttüğü aşkı, onu onda gördüğü
eşyaları toplaması ile birlikte bir zevke bazen de vazgeçemeyeceği bir dürtüye dönüşüyor. Bu eşyaları sanki sevgilisiymişçesine gözetiyor öpüyor okşuyor. Kemal çaresizce tutulduğu aşkı ile sürekli bağlı olduğu cemiyet hayatını sosyete arkadaşlarını yavaş yavaş terkediyor. Füsun'a duyduğu aşk gitgide onu başka bir insan haline getiriyor, çevrenisini, sokakları, kendi hayatını yeniden keşfediyor. Eskiden adım atmayacağı mahalleri mesken ediniyor. Sevdiği kadını hayalinde yaşatıyor ve kendini hastalıklı adlederek durumunu bu şekilde kabullenmeye çalışıyor.
Romanın gelişme
aşamasında Kemal’in çektiği acıları, hissettiği aşkın yoğunluğundan dolayı
hikayeyi ünlü roman Genç Werther'in Acılarına benzetmiş olsam da Pamuk
hikayenin içerisine yerleştirdiği İstanbul sokakları ve tarihi ile beni yine
cezbetmeyi başardı. Pamuk’un İstanbul ilgisi o kadar yoğun ki okurken neredeyse
sokakları koklayacak, elinizi atsanız evlerin kapılarına dokunacakmışsınız gibi
hissediyorsunuz.
Pamuk Kemal’in aşkına
ait eşyaları ya da ona aşkını düşündüren resimlerin müzesini kurmuş, Çukurcuma
eski Çukurcuma değildir ama söndürülmüş
izmaritleri, biblo köpekleri ve hani o meşhur küpeleri görmeye müzeye gitmeyi
çok isterim..