Merhabalar, ben Kübra.
Kitapları ve kitap okumayı çok seviyorum. Kitaplar benim yol arkadaşlarım ve bazen de çıktığım yolculuklardır. Küçüklüğümden beri her türlü alanda kaliteli olduğuna inandığım kitapları okurum. Okuyup genelde de olumlu düşüncelere sahip olduğum kitaplar ile ilgili yorumlarımı mümkün olduğunca spoilera bulaşmadan yazıyorum. Yazma amacım okuduğum kitapları unutmamak iken bir taraftan da ne okusam diye düşünen arkadaşlarıma fikir olmaya evrildi. Kenara köşeye de ruha gıda kendi çektiğim fotoğrafları serpiştirdim, umarım keyif alırsınız.

Mutlu okumalar!

26 Mart 2015 Perşembe

Kırmızı Pazartesi

Kırmızı Pazartesi

Bir Gabriel Garcia Marquez romanı. Bir pazartesi sabahı işlenen bir günahı, kana boyanmış bir günü, toplumsal bir cinayeti anlatıyor.

Öyküde herkes tarafından işleneceği bilinen bir cinayet anlatılıyor. Romanın en etkileyici taraflarından birisi olaydan birkaç saat öncesinde cinayetin duyurulmuş olması, herkes tarafından bilinmesi fakat kimsenin işlenecek kıyıma ne engel olması ne de maktulü uyarıda bulunmasıdır. Kitapta namus kavramı ve toplumsal olarak böyle bir duruma nasıl bakıldığı çok güzel analiz edilmiş bence. Öyle ki hikaye de dahi işlenecek cinayeti engel olmaya değil izlemeye gelen insanlar bulunuyor.

Kitap bir çırpıda okunulası, fakat insan ruhunu parçalayan bir hikâye barındırıyor. Büyük yazar Marquez’in kalemi çok güçlü derinlemesine iz bırakıyor.


Söylemeden edemeyeceğim, hikâyede Yüzyıllık Yalnızlığa da küçük göndermeler var, fark edince sevinmeden edemiyor insan. 

20 Mart 2015 Cuma

Kitab-ül Hiyel

Kitab-ül Hiyel



İhsan Onay Anar "eski zaman mucitlerinin inanılmaz hayat öyküleri" serisinin inanılmaz yazarı. Kendisini Puslu Kıtalar Atlası kitabındaki değişik tarzı ve konusu ile beni kendisine bağladı. Fantastik kurgu alanında Türk yazarlar arasında alanında birinci. Dili hikayelerin döneminin Osmanlı olmasından kaynaklı biraz ağır olsa da kesinlikle akışı bozmuyor.


Kitab-ül Hiyel de üç zaman mucidinin yaşamı anlatılıyor. Kitapta birbirinden zeki ve hırslı mucitler tasarladıkları ilginç savaş mekanizmalarıyla önce Padişahı etkilemek sonra ise evrenin hakimi olmayı amaçlıyorlar. Fakat,bitip tükenmez tutkuları zekalarının ve kişiliklerinin mezarı oluyor. Kitabın felsefi yönüyse yine Puslu Kıtalar Atlasında olduğu gibi sonsuz devir dayımı yapacak makineyi tasarlayarak sonsuz yaşam kaynağını bulmak. Kitapta mühendistik tekniklere hileler adı verilmiş, yer yerde doğa kanunlarını yönlendirme büyüleştirilmiştir. Ayrıca mekanik tasarımlar Anarın eğlenceli anlatımıyla görselleştirilmiş (kendisi mi çizdi bilemiyorum) ve ara ara yer bulmuş. Bazı tasarımlarını anlamadığımı itiraf etmem gerekiyor ama :)



Mühendisliğe ilgisi olan insanların çok beğeneceği bir kitap kesinlikle okunmalı.

Mucidler;
· Yâfes Çelebi
· Calûd el-Filistî
· Üzeyir Bey

Yüzyıllık Yalnızlık

Yüzyıllık Yalnızlık


Muhteşem yazar Gabriel García Márquez'in 1982 Nobel ödülünü almış,benimse okumak için şu yaşımı beklediğim eseri Yüzyıllık Yalnızlık. Geçen sene kaybettiğimiz yazar hakkındaki yoğun söylemlere merakımdan dayanamayarak okuduğum ilk romanı. Tabi bunda bir arkadaşımın zorla elime kitabı tutuşturmasının da etkisi oldu :)

Kitap hakkında ne söylesem az kalacak hissiyatına kapılıyorum çünkü Yüzyıllık Yalnızlık inanılmaz bir çalışmanın ürünü. Marquez kitabında kendi aile hikayesinden  bahsetmiş. Hatta geleceği gören büyük annesi ve toprak yiyen kız kardeşi hikayede yer alıyor. Kitapta bahsedilen dönem ise Marquez ve ailesinin Meksika'ya taşınmasına denk geliyor. Marquez o dönemlerde hissettiği toplumsal yalnızlığı da kitaba aktarmış.
Her ne kadar ödüllü bir eser olursa olsun birçok yönden olumsuz eleştiriler almıştım kitaba dair, uzun ve sıkıcı, karakter isimleri aynı, olaylar ve isimler birbirine karışıyor, sürekli hep kader vs vs gibi. Fakat aksine ben kitaba başlar başlamaz kitabın ne kadar eğlenceli olduğunu düşündüm, çünkü kitap her ne kadar bir ailenin başından geçen sıkıcı olayları anlatıyor gibi görünse de içerisinde yer yer fantastik ve bilimsel olaylar barındırıyor. Bir köyün kuruluşuna, insanların bölgeye yerleşmeye başlamasına, zamanla birçok insanın yaşadığı bir kente dönüşmesine, elektriğin bulunmasına, ilk tren hattının döşenmesine, ilk fabrika kuruluşuna, bir savaşa ve bütün bu olayların getirdiklerine kuşaktan kuşağa tanık oluyorsunuz. Kasabaya gelen ilk laternaya şahit olup o dönem insanların yaşadığı şaşkınlığı hissediyorsunuz. Kendini laboratuvara hapsedip buluş yapmaya çalışan bilim insanlarını tanıyorsunuz. Bu sırada bir ailenin sırlarını soydan gelen özelliklerini ve tükenmeyen yüzyıllık yalnızlıklarını izliyorsunuz. Kitapta beni en çok etkileyen olaylardan birisi tesadüfen kasabaya gelen bir adam tarafından bölge topraklarının muz yetiştirmeye uygunluğunu keşfiyle bölgeye kurulan muz fabrikası ve ardına gelen olaylar oldu. Sanırım yazar bu şekilde sanayi devrimi ve bunun halk üzerine etkilerini aktarmaya çalışıyordu. Kurulan fabrika ile farkında bile olmadan insanların sömürülmesi ve emperyalizmin hayatımıza girişini çok güzel anlatmış Marquez. Bunun dışında akla hayale sığmayan olayların gayet normal aktarılması da bu kitabın özelliklerinden. Olay akışına kapılıp giderken 7 yıl süren fırtına yada evin içerisinde dolaşan ölüler dikkatinizi çekmiyor bile. Yaşanılan şeylerin fantastiğine hiç kapılmıyorsunuz.

 Sen hiç sıkılmadın mı şimdi kitabı okurken diye sorarsanız, okurken 15 dakikada bir uyku araları verdiğim oldu açıkçası. Ama bunun nedeni kesinlikle betimlemeler yada olay akışı değil, sadece  ardı arkası gelmeyen olaylar dizilerin yoğunluğu bence. Bu yüzden kafa dinçken okumalı, uyku öncesi kitabı değil yani :) Bu kitaptan Türk dizisi yapılsa herhalde 10 sezonu kapayacak kadar olay çıkardı. Hatta ekşisözlük yazarlarından biri kitap için yorumunda karakterleri bazı Türk artistlerine benzetmiş çokta başarılı olmuş. Bu sırada eğlenceli bir soyağacını da ekliyorum, okurken yardımcı olur :)


Geç oldu ama bu kitabı okuduğum için çok mutluyum, hatta hemen gidip bir diğer ses getirmiş kitabı "Kırmızı Pazartesi" ye başlamak istiyorum.