Yüzyıllık Yalnızlık

Muhteşem yazar Gabriel García Márquez'in 1982 Nobel ödülünü almış,benimse okumak için şu yaşımı beklediğim eseri Yüzyıllık Yalnızlık. Geçen
sene kaybettiğimiz yazar hakkındaki yoğun söylemlere merakımdan dayanamayarak okuduğum
ilk romanı. Tabi bunda bir arkadaşımın zorla elime kitabı tutuşturmasının da etkisi oldu :)
Kitap hakkında ne söylesem az kalacak hissiyatına
kapılıyorum çünkü Yüzyıllık Yalnızlık inanılmaz bir çalışmanın ürünü. Marquez
kitabında kendi aile hikayesinden bahsetmiş. Hatta geleceği gören
büyük annesi ve toprak yiyen kız kardeşi hikayede yer alıyor. Kitapta bahsedilen dönem ise Marquez ve ailesinin Meksika'ya taşınmasına denk geliyor. Marquez o dönemlerde hissettiği toplumsal yalnızlığı da kitaba aktarmış.
Her ne kadar ödüllü bir eser olursa olsun birçok yönden olumsuz eleştiriler almıştım kitaba dair, uzun ve sıkıcı, karakter isimleri aynı, olaylar ve isimler birbirine
karışıyor, sürekli hep kader vs vs gibi. Fakat aksine ben kitaba başlar başlamaz
kitabın ne kadar eğlenceli olduğunu düşündüm, çünkü kitap her ne kadar bir
ailenin başından geçen sıkıcı olayları anlatıyor gibi görünse de içerisinde yer
yer fantastik ve bilimsel olaylar barındırıyor. Bir köyün kuruluşuna,
insanların bölgeye yerleşmeye başlamasına, zamanla birçok insanın yaşadığı bir
kente dönüşmesine, elektriğin bulunmasına, ilk tren hattının döşenmesine,
ilk fabrika kuruluşuna, bir savaşa ve bütün bu olayların getirdiklerine kuşaktan
kuşağa tanık oluyorsunuz. Kasabaya gelen ilk laternaya şahit olup o dönem
insanların yaşadığı şaşkınlığı hissediyorsunuz. Kendini laboratuvara hapsedip
buluş yapmaya çalışan bilim insanlarını tanıyorsunuz. Bu sırada bir ailenin
sırlarını soydan gelen özelliklerini ve tükenmeyen yüzyıllık yalnızlıklarını
izliyorsunuz. Kitapta beni en çok etkileyen olaylardan birisi tesadüfen
kasabaya gelen bir adam tarafından bölge topraklarının muz yetiştirmeye
uygunluğunu keşfiyle bölgeye kurulan muz fabrikası ve ardına gelen olaylar
oldu. Sanırım yazar bu şekilde sanayi devrimi ve bunun halk üzerine etkilerini
aktarmaya çalışıyordu. Kurulan fabrika ile farkında bile olmadan insanların
sömürülmesi ve emperyalizmin hayatımıza girişini çok güzel anlatmış Marquez.
Bunun dışında akla hayale sığmayan olayların gayet normal aktarılması da bu
kitabın özelliklerinden. Olay akışına kapılıp giderken 7 yıl süren fırtına yada
evin içerisinde dolaşan ölüler dikkatinizi çekmiyor bile. Yaşanılan şeylerin fantastiğine
hiç kapılmıyorsunuz.

Sen hiç sıkılmadın mı
şimdi kitabı okurken diye sorarsanız, okurken 15 dakikada bir uyku araları
verdiğim oldu açıkçası. Ama bunun nedeni kesinlikle betimlemeler yada olay
akışı değil, sadece ardı arkası gelmeyen
olaylar dizilerin yoğunluğu bence. Bu yüzden kafa dinçken okumalı, uyku öncesi
kitabı değil yani :) Bu kitaptan Türk dizisi yapılsa herhalde 10 sezonu
kapayacak kadar olay çıkardı. Hatta ekşisözlük yazarlarından biri kitap için
yorumunda karakterleri bazı Türk artistlerine benzetmiş çokta başarılı olmuş. Bu sırada eğlenceli bir soyağacını da ekliyorum, okurken yardımcı olur :)
Geç oldu ama bu kitabı okuduğum için çok mutluyum, hatta
hemen gidip bir diğer ses getirmiş kitabı "Kırmızı Pazartesi" ye
başlamak istiyorum.