Usta ve Margarita
Rus asıllı yazar Mikhail Bulgakov'un 1967 senesinde ancak ölümünden 27 sene sonra yayınlanabilmiş kara komedi tarzında romanıdır Usta ve Margarita (The Master and Margarita).
Mizahi dilini sıkça politikaya çeviren yazarın, dönemin Sovyet rejimi tarafından pek sevilmemesine rağmen, yazdığı bazı oyunlara Stalin’in sıkça gittiği bilinir. Ancak, bu ilginç yakınlığa rağmen, Usta ve Margarita eserinin uzun bir süre yayımlanma yasağına maruz kalması, Sovyet rejiminin sanat üzerindeki baskıcı tutumunun bir göstergesidir.
Usta ve Margarita, Goethe’nin Faust eserinden bir alıntıyla başlar: “Kimsin sen nihayetinde? Sonsuz kötülük isteyen ve sonsuz iyilikler yapan o gücün bir parçasıyım.” Roman, iyilik ve kötülüğün mutlak ayrımının imkânsızlığını ve siyah ile beyazın iç içe geçmiş varoluşunu şeytanın gözünden anlatır. Olaylar, 20. yüzyılın baskıcı Sovyet döneminde Moskova’da geçer. Patriarşiye Parkı’nda iki yurttaşın din üzerine yaptıkları bir konuşma, o sırada parkta dolaşan şeytanın ilgisini çeker ve bu iki kişiyi varlığına inandırma çabası, fantastik bir olaylar zincirini başlatır. İlginç olan, Bulgakov’un bu fantastik karakteri doğrudan “şeytan” olarak adlandırmaması; onun yerine “mesajcı” veya “elçi” olarak nitelendirmesidir. Bu yaklaşım, okuyucunun karakteri yalnızca kötülüğün bir temsili olarak değil, daha geniş bir perspektiften değerlendirmesine olanak tanır.
Roman boyunca bu karakter, açgözlü insanlara ders niteliğinde fantastik olaylara neden olur. Örneğin, bir tiyatroda dağıtılan kadın giysilerinin bir anda kaybolması, giysilere sahip olan kadınların sokaklarda çıplak dolaşarak rezil olmalarına yol açar. Yine, romanın ikinci kısmında şeytanın düzenlediği ünlü baloda, tarihte kötü şöhrete sahip insanların şeytanın elini öperek onur kırıcı durumlara düşmesi, onların güç ve şöhret uğruna ne kadar küçük düşebileceğini gösterir.
Buna karşın, şeytanın yardımsever bir yanı da vardır. Yazdığı romanını siyasi sebepler ile türlü yayımlatamayan ve bu yüzden akıl sağlığını yitiren “Usta” ile onun dünya güzeli sevgilisi Margarita’ya yardım eli uzatması, bu merhametin en açık örneklerindendir. Şeytan, kötülük timsali olarak görünse de, muzipliğiyle kötü insanlara dersler verirken, iyilikseverliğini çaresiz ve iyi niyetli insanlara gösterir.
Alegorik anlatımın ustası Bulgakov, romanın içinde bir hikaye daha yazar. Bu hikâye, Usta’nın bastıramadığı ve şeytanın karşıtı olan İsa Mesih hakkındadır. Pontius Pilatus’un İsa’nın ölüm emrini onaylaması ve bu kararın sonrasında gelişen olaylar, insanlık tarihindeki ahlaki ikilemleri de işler. Bu katmanlı anlatım, romanın derinliğini artırır ve okuyucuyu sürekli sorgulamaya davet eder. Bulgakov, Usta'nın yaşadığı bunalımla da aslında kendi içerisinde bulunduğu ruhani bunalımı da ișler. Uzun suredir yazmakta olduğu romanını hem bitirmekte hem de yayınlamakta siyaseten zorlanmaktadır.Sonuç olarak, Usta ve Margarita, iyilik ile kötülüğün mutlak bir çizgide ayrılmadığını, insan doğasındaki çelişkileri ve ahlaki sorgulamaları eşsiz bir mizahi ve alegorik dille anlatır. Bulgakov’un bu eseri, sadece Sovyet rejiminin baskıcı sansürüne meydan okumakla kalmaz; aynı zamanda insanlığın en temel sorularını edebi bir şölenle sunar. Yazarın eseri tamamlama sürecindeki zorlukları ve kişisel yaşamından izler taşıması, romanı sadece bir edebi başyapıt değil, aynı zamanda bir insanlık hikayesi hâline getirir.
Bununla birlikte, romanın yazıldığı dönemin ve kültürün bizlere oldukça uzak olması, çevirilerin önemini artırmaktadır. Ben kitabı Can Yayınları’ndan Uğur Büke çevirisiyle okudum ve Bulgakov’un dönemsel verdiği referansları ve göndermeleri açıklaması nedeniyle çeviriyi oldukça başarılı buldum. Buna karşın, internet üzerinde okuduğum yorumlarda diğer yayınevlerinin çevirilerinin de beğenildiğini görmekteyim. Bu durum, eserin çok katmanlı yapısının farklı çevirilerle zenginleşebileceğini göstermektedir.