Tüfek, Mikrop ve Çelik: İnsan Topluluklarının Yazgıları
Prof. Jared Diamond'un zamansız eseri Tüfek, Mikrop ve Çelik, insanlığın genel tarihi ile ilgilenenler için bulunmaz nimet niteliğinde bir kitap. 10 sene önce neden okumadım seni diyerek başladığım bir kitabı daha bitirmiş bulunuyorum. Bilimsel kitapların ilk basımlarının üzerinden zaman geçtikçe içerisindeki bilgilerin geçerliliğini yitirdiği düşünülür fakat Tüfek, Mikrop ve Çelik öyle bir akıl ile ele alınmış ki 1997'de ilk basımı tamamlanmış olmasına rağmen şu anda bile kafamızı karıştıran birçok konuya çözüm niteliğinde. Kitap da basit birkaç soru üzerinden tarihe yolculuğa başlıyor: Amerikayı keşfederek yerel toplulukları neden Avrupa sömürgeleştirdi de tersi olmadı? Neden Afrika insanlığın doğumuna ev sahibi olduğu halde teknolojik gelişmelere de öncü olamadı? Avustralya Aborjinleri nasıl bu kadar uzun bir süre kendi kültürlerini ve yaşama şekillerini korumayı başardı?
Kitap üç ana unsur başlığında tarih öncesi topluluklardan başlayarak günümüze uzanan hikayelerini irdeliyor.
Tüfek: İcat edilen teknolojik aletler sınıfını anlatır. Bu teknoloji sayesinde de nüfus yoğunluğu az olsa da nasıl diğer toplumlara karşı üstünlük sağladıkları açıklanabilir. Bunun için en iyi örnek Inka'ların tek bir savaş ile yıkılmasıdır.
Mikrop: Genelde evcilleştirilebilen hayvanlardan insan konaklarına geçerek ilk konakladığı toplumlarda bağışıklık oluştururken diğer toplumlar için yeni olduğundan öldürücülük oranı yüksek olan hastalıkları temsil eder. Çoğu hayvan türü Avrasya kökenli olduğu için, diğer yerel toplumlarla karşılaşıldığında Avrasyalılar mikroplarını da taşıyarak yerel toplumların nüfus olarak azalmasına yol açarak üstünlük sağlamıştır.
Çelik: Topululuğun bulunduğu coğrafi konumla alakalı üstünlükleri ifade etmek için kullanılmıştır. Örneğin tarım ilk olarak Çin ve Bereketli Hilal'de başlamış olmasına rağmen, Bereketli Hilaldeki topuluklar yavaş yavaş Avrupaya yayılarak genişlemiştir. Birden fazla devlet ve millet oluşturmuştur. Çin ise daha merkezi yönetim şekillerini benimseyerek kapalı bir yönetim tarzı benimsemiştir.
Kitabın verdiği en önemli mesajlarından birisi, ilkel olarak yaşamaya devam eden bazı toplulukların şu anda sosyal topluluklara göre gelişmemiş olma sebeplerinin temelinde herhangi bir kalıtsal (genetik) farklılık olmadığını ortaya koymasıdır. İnsan toplulukları arasındaki birçok güç ve teknoloji farkı aslen maruz kaldıkları çevresel koşullar ile şekillenmiştir. Bunların en önemlileri arasında elbetteki evcilleştirilmeye elverişli bitki ve hayvanlar gelir. Dünya üzerinde farklı lokasyonlara dağılmış olsa da insanlar tarıma yönelmeye çalışmıştır. Bunlarla ilgili süreçlerse toprağın aldığı güneş ve yağmurdan çevrili olduğu denizler ile şekillenmiştir. Örneğin Bereketli Hilal olarak adlandırılan Orta-Asyada evcilleştirilebilir bitki sayısının çokluğu ile birlikte evcilleştirilmiş hayvanlar da olmasaydı eğer tarımın doğuşu farklı yüzyıllara sarkabilir ve diğer toplulukların etkisinde gerçekleşebilirdi. Örneğin Avrasyalılar ehlileştirmek için yabani at ve deveye sahipken Afrikada daha vahşi doğaya sahip aslan, leopar veya zebra vardı. At ve deve kolayca ehlileştirildi, hem taşımacılıkta, hem tarımda, hem gıda olarak hem de savaşlarda kullanıldı. Yani temelde Avrasya uygarlıklarının diğer toplumlara göre daha yaratıcı veya gelişmiş görünme sebebi 13.000 yıl önce sahip oldukları fırsatlar ve maruz kaldıkları sorunlara sundukları ihtiyaçlardan doğan çözümlerdi.