Cesur Yeni Dünya
Uzun bir süredir
ara vermek durumunda kaldığım okumalarıma yine başlamakta bir hayli geç
kaldığım bir roman “Cesur Yeni Dünya” ile devam ediyorum.
Aldous Huxley’in
en başarılı eserlerinden sayılan bu kitap aynı zamanda şimdiye kadar yazılmış
en iyi distopya (karanlık gelecek teorisi) örneklerindendir. Huxley’in
oluşturduğu gelecekte toplumsal istikrarın korunması adına yönetimin gerçekleştirdiği
çeşitli uygulamalar gözler önüne seriliyor. Amaç, tamamıyla mutlu toplumu "Cemaat,
Özdeşlik, İstikrar" felsefesi ile korumak. Çeşitli toplumsal sınıflar
biyolojik temelli gelişimlerin katkısıyla insanlar tarafından laboratuvar
ortamında yaratılıyor ve yapacakları işlere göre şartlandırma yöntemleri ile
şekillendiriliyorlar. Temelde zekâsı istediği yönde geliştirilen “alt” ve “üst”
sınıflar bulundukları durumları sorgulayamıyor ve ebedi mutluluk sağlanmış
oluyor. Zaten zekası yeterince geliştirilmiş dahi olsa sorgulamanın cezası sürgün..

Geleceğin
dünyasında istikrarı en çok bozan şeyin duygular olduğu bilindiğinden en çok
onları yok etmek adına aile kavramına, tek eşliliğe, bireyselliğe ve sosyal
sınıflara el atılmış. Ahlak kavramının değiştiği bu gelecekte anne veya baba
olmak müstehcen hale geliyor. Herkes herkes içindir ilkesi ile insanların ikili
ilişki kurmaları toplum tarafından ayıplanıyor. Toplumsal huzur ise adına “soma”
denilen mutluluk hapları! sayesinde sağlanıyor. Sosyal sınıflarda zaten
makineler aracılığı ile üretildiği için kimse yaptığı iş ile uyumsuz olamıyor.
Yaratılan bu
cesur yeni dünyaya karşılık olarak ise yine gelecekte tamamıyla izole edilmiş
ve deyim yerindeyse yabanilerin yaşadığı bir bölge kurulmuş. Eğer Ford
olmasaydı toplumun geleceği nokta o kısımda gösteriliyor. Bu bölgede insanlar
hala doğurarak üreyip doğal yöntemlerle ölüyorlar. Fakat teknolojik gereksinimlerin
azlığından dolayı vahşi bir hayat sürüyorlar, yeterince beslenemiyorlar ve
temizlik konusunda da kötüler. Bu iki dünyanın farkı ise Huxley tarafından net
bir şekilde gösteriliyor; özgür ve tercihe göre yaşam. Huzur ve mutlulukla
yaşamak isteyen toplumun verdiği acı bedel karşılığında verdikleri özgürlükleri
oluyor.
Kitaba başlarken kafamda
diğer distopya örneği George Orwell’dan 1984 vardı, okurken de sürekli ikisini
karşılaştırmadan duramadım açıkçası. Fakat 1984 bende bir iç kararmasına yol
açarken Cesur Yeni Dünya’da bunu hissetmedim. Elbette bunda 1984’ü günümüzde
yaşadığım birçok olayla ilişkilendirmem rol oynamıştır. Cesur Yeni Dünya 1984’e
göre daha fazla ütopik sanırım, daha uzak gelecekte görülmesi olası da
diyebiliriz. Ayrıca insanların her ne kadar düşünceleri şekillendirilmiş de
olsa bu bir siyasi baskıdan çok üretimsel bir durum. Yani zaten ruhsuz
yarattığınız bir toplum bana insanların oluşturduğu nefes alıp veren canlılar
kümesi gibi gelmedi, bu nedenle de üzülemedim (distopya okuduğum için üzülürüm
diye düşünmüştüm).
Bu arada bu kitap
ile aynı zamanda bilim-kurgu öykülerine duyduğum açlığı fark ettim, bundan
sonra bir süre bunu doldurmaya çalışacağım.