Merhabalar, ben Kübra.
Kitapları ve kitap okumayı çok seviyorum. Kitaplar benim yol arkadaşlarım ve bazen de çıktığım yolculuklardır. Küçüklüğümden beri her türlü alanda kaliteli olduğuna inandığım kitapları okurum. Okuyup genelde de olumlu düşüncelere sahip olduğum kitaplar ile ilgili yorumlarımı mümkün olduğunca spoilera bulaşmadan yazıyorum. Yazma amacım okuduğum kitapları unutmamak iken bir taraftan da ne okusam diye düşünen arkadaşlarıma fikir olmaya evrildi. Kenara köşeye de ruha gıda kendi çektiğim fotoğrafları serpiştirdim, umarım keyif alırsınız.

Mutlu okumalar!

3 Nisan 2016 Pazar

Güzel Yaz

Güzel Yaz


İtalyan yazarları okumaya devam ediyorum bu sıralar. Cesare Pavese ile de Tezer Özlü sayesinde tanışmıştım. Bu kitabının öncesinde de Ay ve Şenlik Ateşleri’ni ve Yoldaş kitabını okumuştum. Pavese’nin hayatını araştırırken onun da o dönemin birçok siyasi yazarı gibi hayatının bir dönemi bunalıma girdiğini ve intihar ettiğini öğrendim. Sanırım bazı kitaplarını kendisinin girdiği buhranı düşünerek okumak lazım.

Güzel Yaz, Pavese’nin benim okuduğum diğer kitaplarına göre en farklısını, içerisinde o dönemin siyasi durumu ve savaş yok. 16 yaşında Ginia adlı bir kızın ergenlikten genç kızlığa adım attığı dönemi anlatıyor. Kitabın başında Ginia ve abisi birlikte rutin bir hayat yaşamaktadır. Bu durumdan rahatsız olmasa da Ginia düzenli olarak bir şeylerin eksikliğini hisseder (hissettiği aslında büyüme duygusu ve yeni olana özlem). Daha sonra hayatına giren Amelia ile hayatını değişir. Amelia onun eski arkadaşlarına benzemez, ressamlara çıplak modellik yapan bir kızdır ve Ginia’yı sürekli şaşırtan bir hayat tarzına sahiptir. Arkadaşlıkları boyunca gizli gizli Ginia Amelia’nın hayatına özenir aslında, fakat bunu kendi içerisinde bile kabullenmez. Amelia’ya olan kıskançlığı yüzünden sürekli araları açılır fakat yeniden birleşirler. Bu sırada Ginia’nın eski ile yeni hayatını kıyaslamasına tanık oluruz. Beklentilerini, kendi hayat tarzını, Amelia’nın yaşamını çelişkiler içerisinde sorgular durur.

Pavese’nin dili çok yalın, özellikle kısa hikâyelerini çok seviyorum ben. Herkesin içerisinde yaşadığı beklentileri basit bir hayattan örnek vererek güzel yansıtıyor. Genellikle bir zaman dilimini ve olay akışını anlatıyor gibi dursa da asıl konu onun hikâyelerinde genelde bir kaygı, kıskançlık, beklenti ya da çelişki üzerine.

“Sonradan fark etti ki, bu şekilde on beş gün geçirmişti. Her zaman atölyeden çıkınca kapıda yeni bir haberle karşılaşmayı umuyordu. Ve onu bekleyen kimselerin olmaması o günü yitirdiğini, şimdiden yarına, yarından sonraki günlere, asla gelmeyen o bir şeyi beklediği günlere geçtiği hissini veriyordu ona. “

“Işığın alltında, Guido ona gülümseyerek baktı. “Mutlu musun?” diye sordu. Yan yana divana oturdular ve Ginia, gözlerine bakmamak için başını onun omzuna yasladı. “Çok korkuyorum, “ dedi. “Ya beni sevmezsen?””