Zeno’nun Bilinci

Italo Svevo’nun Italyan edebiyatına katkısını (nedense
yaşadığı dönem kıymeti anlaşılmamış maalesef) ilk Tezer Özlü’nün bir kitabını
okurken öğrendim. Aslına bakarsanız Özlü bir Svevo hayranı ve Zeno’nun Bilinci
ile ilgili de kitabında çeşitli tespitlerde bulunmuş. Böyle olunca bende ilk
olarak iki büyük Svevo yapıtıyla (diğeri Yaşlılık) Italyan edebiyatına dalmayı
planladım J
Svevo Zeno’nun bilincinde ilk başlarda pekte
anlamlandıramadığı sağlıksızlık durumunu çözümlemek maksadı ile bir psikoloğa gitmeye
başlıyor ve psikoloğun önerisiyle hayatında izleri olan dönemleri yazıya
geçirmeye başlıyor. İlk başlarda otobiyografi olarak dursa da kitap esasen
Svevo’nun kendi piskoanalizini yaptığı bir şahesere dönüşüyor. Svevo kendi
deneyimlerine dayanarak önce kendi iç dünyasını en yalın haliyle okuyucuya
sunuyor ve ardından da aslında tüm insanlığın içerisinde kaybolduğu yaşama
serüvenini nedenselleştiriyor. Aslında herkesin yaşadığı durumsal üstünlük ve
aşağılık hissiyatını kendi öyküsü ile destekliyor.
Her ne kadar roman
sanki psikiyatrisine yazılmış notlar olarak görülse de Svevo yazarken kendi ile
geçmişi ile yüzleşiyor ve bir kere daha yaşadıklarını neden ve niçin yaptığını
yaşlı Svevo’ya anlatarak şimdiki durumuna bir çare arıyor. Hayatının
çelişkiler, ani verilmiş kararlar, aldatmalar ve çeşitli aşklar çevresinde
dolaştığı düşünülürse iyileşmeye ne kadar yaklaşır belirsiz. Zaten kendisi de
en son piskoanalize olan güvenini yitiriyor ve bunu aşağıda belirteceğim
satırlarda içtenlikle açıklıyor.
Kitabın önsözünde
kendisinin doktorunun notu var. Kendisinde bulunan Svevo notlarını kendisinin
izni olmadan yayınladığı bunu da Svevo’yu kızdırmak için (Svevo görüşmelere
gelmediği için) yaptığını yazmış. Ne kadar doğru bu kısım bilmiyorum çünkü
Svevo ölmeden önce Zeno’nun biliciye devam niteliğinde analizini de tamamlamak
adına bir şeyler yazmaktaymış.
“Doktor benim kutsal itiraflarıma biraz fazla güveniyor,
gözden geçireyim diye her istediğimde geri veriyor. Hey Tanrım! Kendisi tıptan
başka bir şey okumamış ki, lehçeden şey konuşamayan ve yazamayan bizler için İtalyanca
yazmanın ne demek olduğunu nerden bilsin! Bir yazılı itiraf her zaman için
yalancı sayılır. Toscana lehçesinde ne dersek yalan söylemiş oluruz!
Kalıplaşmış sözlerle söyleyebildiğimiz her şeyi nasıl seve seve anlattığımızı,
ille de sözlüğe bakmayı gerektiren konulardan nasıl bucak bucak kaçtığımızı bir
bilse! Yaşamımızdan kaydetmek istediğimiz olayları seçişimiz de buna bağlıdır.
Eğer kendi lehçemizde anlatsak yaşantımızın nasıl depdeğişik bir görünüm
alacağı gün gibi ortada işte.”
Değil mi? Size de her konuşma her yazı biraz kurgu gibi
gelmiyor mu?