Güneşi Uyandıralım
Şeker Portakalı’nın
devamı, Jose Mauro de Vasconcelos’un Zeze’nin ilk gençlik ve çocukluğunu anlattığı
eseri Güneşi Uyandıralım.
İkinci hikâyede
Minik kahraman Zeze birazcık büyümüş, haylazlık problemleri dışında sorunlara
dalmış durumda. Ailesinin fakirliği nedeniyle zengin bir ailenin yanında
kalıyor. Okulunun en zeki ve çalışkan öğrencisi o. Umudu dönüp fakir ailesine
yardım etmek.
Birlikte yaşadığı aileye
alışmakta zorluk çekiyor ve sevgi arayışına devam ediyor. Bir baba çocuğunu nasıl sever nasıl şefkat
gösterir? Bu sorunun cevabını kendi içinde arıyor.
Şeker Portakalı
yok bu sefer, onun yerine Zeze’nin yüreğine yerleşmiş bir cur cur kurbağası var.
En yakın arkadaşı, yüreğinden gelen ses olmuş yol gösteriyor. Kendi yüreğinde
oluşturduğu baba karakterine ise sinemada tanıştığı ünlü oyuncu Maurice
Chevalier oturtmuş durumda. Zeze kendi içindeki güneşi arıyor bu hikâyede,
mutluluğu özlüyor. Kendi depresyonundan güneşiyle uyanmayı bekliyor. Büyüdükçe
de uyanıyor, hayata adapte nasıl olunur öğreniyor. İnsanları oldukları gibi
sevmeye alışıyor.
Serüvenin
üçüncüsü “delifişek”, artık Zeze genç bir çocuk heyecanla okumayı bekliyorum…
“Neye yarar Adam? Beni işitiyor musun? Konuş,
Öğret bana yeniden güneşi uyandırmayı. Devam etmek, ilerlemek, gelip geçmek
zorunluluğunu kabul etmeyi. İlerlemek ve güneşi uyandırmak, güç değil mi Adam?
Yalvarırım, bunu senden son kez istiyorum, yanıt ver, büyük insanlar güneşi nasıl uyandırabilirler? Yalnızca bu kez.”
Yalvarırım, bunu senden son kez istiyorum, yanıt ver, büyük insanlar güneşi nasıl uyandırabilirler? Yalnızca bu kez.”