Merhabalar, ben Kübra.
Kitapları ve kitap okumayı çok seviyorum. Kitaplar benim yol arkadaşlarım ve bazen de çıktığım yolculuklardır. Küçüklüğümden beri her türlü alanda kaliteli olduğuna inandığım kitapları okurum. Okuyup genelde de olumlu düşüncelere sahip olduğum kitaplar ile ilgili yorumlarımı mümkün olduğunca spoilera bulaşmadan yazıyorum. Yazma amacım okuduğum kitapları unutmamak iken bir taraftan da ne okusam diye düşünen arkadaşlarıma fikir olmaya evrildi. Kenara köşeye de ruha gıda kendi çektiğim fotoğrafları serpiştirdim, umarım keyif alırsınız.

Mutlu okumalar!

22 Kasım 2015 Pazar

Güneşi Uyandıralım

Güneşi Uyandıralım


Şeker Portakalı’nın devamı, Jose Mauro de Vasconcelos’un Zeze’nin ilk gençlik ve çocukluğunu anlattığı eseri Güneşi Uyandıralım.


İkinci hikâyede Minik kahraman Zeze birazcık büyümüş, haylazlık problemleri dışında sorunlara dalmış durumda. Ailesinin fakirliği nedeniyle zengin bir ailenin yanında kalıyor. Okulunun en zeki ve çalışkan öğrencisi o. Umudu dönüp fakir ailesine yardım etmek. 

 Birlikte yaşadığı aileye alışmakta zorluk çekiyor ve sevgi arayışına devam ediyor.  Bir baba çocuğunu nasıl sever nasıl şefkat gösterir? Bu sorunun cevabını kendi içinde arıyor.

Şeker Portakalı yok bu sefer, onun yerine Zeze’nin yüreğine yerleşmiş bir cur cur kurbağası var. En yakın arkadaşı, yüreğinden gelen ses olmuş yol gösteriyor. Kendi yüreğinde oluşturduğu baba karakterine ise sinemada tanıştığı ünlü oyuncu Maurice Chevalier oturtmuş durumda. Zeze kendi içindeki güneşi arıyor bu hikâyede, mutluluğu özlüyor. Kendi depresyonundan güneşiyle uyanmayı bekliyor. Büyüdükçe de uyanıyor, hayata adapte nasıl olunur öğreniyor. İnsanları oldukları gibi sevmeye alışıyor.

Serüvenin üçüncüsü “delifişek”, artık Zeze genç bir çocuk heyecanla okumayı bekliyorum…


Neye yarar Adam? Beni işitiyor musun? Konuş, Öğret bana yeniden güneşi uyandırmayı. Devam etmek, ilerlemek, gelip geçmek zorunluluğunu kabul etmeyi. İlerlemek ve güneşi uyandırmak, güç değil mi Adam? 
Yalvarırım, bunu senden son kez istiyorum, yanıt ver, büyük insanlar güneşi nasıl uyandırabilirler? Yalnızca bu kez.”

21 Kasım 2015 Cumartesi

Görmek

Görmek


Jose Saramago’nın “Körlük” kitabının devamı niteliğindeki eseri “Görmek”. Hikayeler de aynı kitapların isimlerindeki gibi son derece sade, net ve çarpıcı.  

Körlük salgını ardından 4 yıl sonrasında, ismi olmayan kentte seçim günü ile başlıyor Görmek. Sabahtan başlayıp bir türlü dinmek bilmeyen yağmur ilk seçime katılımın neden az olduğunu açıklar nitelikte fakat ikinci seçimde çıkan neredeyse yüzde seksen “beyaz oy” a partiler bir sebep bulamaz önce. Daha sonra ise karasız seçmenlerini “başsız”, “devletsiz” bırakıp, hadi bakalım ne haliniz varsa görün, birbirinizi yiyin ancak kaos ortamında değerimizi anlarsınız demeçleri vererek terk ederler. Ancak bu ayrılma, terk etme şeklinde değildir, aksine “olağan üstü durum” ilanıdır, ülke karantina altına alınır ve giriş çıkışlar yasaklanır. Fakat durum yetkililerin düşündüğü gibi olmaz, ülkede her şey eski düzeninde devam etmektedir! Halkın attığı beyaz oyu başkaldırı bir isyan olarak gören devlet bu durumu sabote etmekten geri kalmaz ve şu anda da karmaşadan kar çıkarma tutumunu devlet ele alır. Devletin kendi otoritesi uğruna teröre sarılması klasikleşmiş bir durumdur burada da. Üstelik beyaz oy isyanının suçlusu olarak da körlük salgınından tek etkilenmeyen kadına yüklemeye karar verir! Hem de daha körlük salgınının ne nedenini ne de yıkımlarını gün yüzüne çıkartmadan..

Görmek, Jose Saramago’nun Körlük romanının ardından yazabileceği en iyi devlet eleştirisi olmuş. Genel devlet-halk ilişkisi başarılı bir şekilde anlatılmış. Körlük’de olduğu gibi kişileştirilmekten ziyade genellemeler durumu özetliyor. Bu yazarın kesinlikle harika bir gözlem yeteneği var! Asıl görmek nedir, körlüğün bitmesi mi? Yoksa insanların gerçeklerin farkında olması ve duyarlılığı mı?
Uyarıdır, siyasi hassasiyetin yüksek dönemlerinde bu kitabı okumayın zira kafanızı duvardan duvara vurabilirsiniz!