Çavdar Tarlasında Çocuklar (Gönülçelen)
İngilizce adıyla
The Catcher in the Rye, J.D Salinger tarafından yazılmış bir eser. Uzun
yıllar Amerika’da yasaklı kitaplar arasındaymış ve halen okullarda okunması
yasak eserler arasında. Kitap aynı zamanda modern zamanların en iyi eserleri
arasında geçiyor.
Bir eser hakkında
çok fazla şey duyarsanız eğer onu okumak için de içinizde o derece heyecan
birikiyor. Ben de Çavdar Tarlasında Çocuklar’a iki arkadaşımın negatif
yorumlarına rağmen büyük bir merak ve istekle başladım. Romanda Holden Coulfield isimli ergenlik çağındaki
bir çocuğun okuldan atılması ve evine dönüşü sırasında yaşadığı içsel sıkıntıları
ele alınıyor. Bu sırada da bir çocuğun beyninin içerisine girip an ve an
düşüncelerine tanık oluyorsunuz. Holden genel olarak sıkıntılı bir çocuk,
dersleri kötü, okulu sevmiyor ve küçük kardeşinin ölümü üzerine takıntılı. Fakat bu sırada tanık olduğunuz, Holden’in macera dolu üç gününden ziyade insanlara ve olaylara bakış açısı. Aslında
ne kadar insanlardan nefret ettiğini, onları bayağı, sıradan ve samimiyetsiz
olarak bulduğunu hikaye boyunca anlatsa da, herkesin iyi bir yönü olduğuna inanıyor ve saflığını
kaybetmiyor. Hatta en sevmediklerini bile kitabın sonunda özlediğini belirtiyor. Masum olan her şeyi çok seviyor ve masumiyetin çok değerli
olduğuna inanıyor. Holden ile birlikte insani olan ihtiyaçları; sevme ve
sevilme içgüdüsünü sezinliyorsunuz, yalnızlık duygusunu tadıyorsunuz.
Holden'in kitabın başından belli çok sevdiği bir kızı arama düşüncesi var, sürekli " sonra yaparım" yada "havamda değilim" diye erteliyor. Bence bu düşünce onun hayata tutunma belirtisi, kendini toparlama ihtiyacı. Fakat, kitabın sonunda belirtmese de düşene kadar bu ihtiyaca tutunmuyor.
Holden'in kitabın başından belli çok sevdiği bir kızı arama düşüncesi var, sürekli " sonra yaparım" yada "havamda değilim" diye erteliyor. Bence bu düşünce onun hayata tutunma belirtisi, kendini toparlama ihtiyacı. Fakat, kitabın sonunda belirtmese de düşene kadar bu ihtiyaca tutunmuyor.
Benim kitabı
beğenme nedenim ise Holden’ın insanlardaki samimiyetsizliği çok güzel
çözümlemesi ve buna rağmen bile onlara bir kolu ile bağlı kalması, yalnız
kalmamacasına buna mecbur olduğunu bilmesi. Çokta yasaklanması gerekli bir
kitap değil açıkçası. Düşünce tarzı olarak ergence olarak nitelendiremem
çocuğun hikâyesini. Dünyaya haklı serzenişlerde bulunmuş bence. Çocuklar da
sevmedikleri şeyleri yapmamalılar nihayetinde.
Kitabın en
sevdiğim ve Holden’in saflığını en güzel yansıtan bölüm;
“Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar
getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin
hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne
yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç
bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün
yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri
olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak
isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey.”